Önemli bir sınavdan, iş görüşmesinden ya da bir hastane sonucundan önce endişelenmek son derece insanidir. Bu tür kaygı bizi hazırlanmaya iter ve olay geçince söner. Anksiyete bozukluğunda ise kaygı ortada belirgin bir tehlike yokken de sürer, olayın gerçek ağırlığıyla orantısızdır ve kişi onu durdurmakta zorlanır. Zamanla yalnızca düşünceleri değil, uykuyu, bedeni ve günlük kararları da etkiler. Anksiyete bozuklukları en sık görülen ruhsal sorunlar arasında yer alır ve uygun tedaviyle büyük ölçüde kontrol altına alınabilir.
Olağan kaygı nerede biter?
Kaygının bir bozukluğa dönüşüp dönüşmediğini anlamak için birkaç soru yol gösterir: Endişeler aylardır neredeyse her gün sürüyor mu? Kaygı, onu tetikleyen durumla orantılı mı? Kişi kaygı yüzünden bazı yerlerden, insanlardan ya da işlerden kaçınmaya başladı mı? İşte, okulda ya da evde verimi belirgin biçimde düştü mü? Bu sorulara "evet" cevabı veriliyorsa bir değerlendirme yararlı olur.
Kaygı bozukluğunun başlıca türleri
- Yaygın anksiyete bozukluğu: İş, sağlık, aile ve para gibi pek çok konuda, kontrol edilemeyen ve aylarca süren endişe.
- Sosyal kaygı bozukluğu: Başkalarının önünde konuşmak, yemek yemek ya da tanımadığı insanlarla tanışmak gibi durumlarda yoğun utanma ve yargılanma korkusu.
- Sağlık kaygısı: Ciddi bir hastalığa yakalandığı düşüncesiyle bedenini sürekli kontrol etmek, tekrar tekrar tetkik yaptırmak.
- Özgül fobiler: Yükseklik, uçak, kan, hayvan gibi belirli bir nesne ya da duruma karşı yoğun korku.
- Panik bozukluğu: Ani başlayan yoğun korku nöbetleri ve yeni bir nöbet geçirme endişesi.

Beden de kaygılanır
Kaygı yalnızca zihinde yaşanmaz. Kas gerginliği, boyun ve omuz ağrıları, baş ağrısı, çarpıntı, mide yanması, ishal ya da kabızlık, terleme, el titremesi ve sık idrara çıkma sık görülen bedensel belirtilerdir. Uykuya dalmakta zorlanmak ve gece sık uyanmak da yaygındır. Pek çok kişi uzun süre bu yakınmalarla farklı bölümlere başvurur; tetkikler normal çıktığında akla kaygı gelir. Bedensel bir nedenin dışlanması önemlidir, ama kaygının bedeni bu kadar etkileyebildiğini bilmek de rahatlatıcıdır.
Muayene ve değerlendirme
İlk görüşmede kaygının ne zaman başladığı, hangi durumlarda arttığı, kişinin hangi kaçınma davranışlarına başvurduğu ayrıntılı olarak konuşulur. Kafein, alkol ve bazı ilaçların kullanımı sorulur; tiroit işlevlerinin ve kan değerlerinin kontrolü istenebilir. Kaygıya sıklıkla eşlik eden depresyon, uyku sorunları ve madde kullanımı da değerlendirilir. Kısa ölçekler, kaygının şiddetini ve tedavi sırasında değişimini izlemeye yardımcı olur. Kaygının ne zaman ve hangi koşullarda başladığını anlamak, örneğin yoğun bir iş değişikliği, bir kayıp ya da doğum sonrası dönemle ilişkisini görmek, tedaviyi kişiye özgü kılmanın ilk adımıdır.
Tedavi seçenekleri
Anksiyete bozukluklarının tedavisinde iki temel yol vardır ve çoğu zaman birlikte kullanılır. Bilişsel davranışçı terapi, kaygıyı besleyen düşünce kalıplarını ve kaçınma davranışlarını değiştirmeyi hedefler; sosyal kaygı ve fobilerde kademeli yüzleşme çalışmaları özellikle etkilidir.
İlaç tedavisinde genellikle depresyonda da kullanılan ve kaygıyı uzun vadede azaltan ilaç grupları tercih edilir. Bu ilaçların etkisi birkaç haftada ortaya çıkar. Kısa sürede etki gösteren sakinleştiriciler ise bağımlılık riski nedeniyle yalnızca sınırlı durumlarda ve kısa süreli kullanılır. Hangi seçeneğin uygun olduğu, belirtilerin şiddetine ve kişinin tercihlerine göre birlikte belirlenir.
Tedavi ne kadar sürer?
Bilişsel davranışçı terapi genellikle on iki ile yirmi seans arasında planlanır. İlaç tedavisinde ise belirtiler belirgin biçimde azaldıktan sonra tedavinin bir süre daha sürdürülmesi, erken bırakmaya bağlı geri dönüşleri önler. İlacı bırakma kararı, kişinin kendini hazır hissettiği ve hayatında büyük bir stres kaynağının olmadığı bir dönemde, dozu yavaş yavaş azaltarak verilir. Kontrol görüşmeleri bu sürecin güvenle ilerlemesini sağlar.
Kaygı ve çevre
Kaygılı bir kişinin yakınları çoğu zaman onu rahatlatmak için sürekli güvence verir ya da korktuğu durumları onun yerine üstlenir. Bu iyi niyetli davranışlar kısa vadede işe yarasa da kaygının sürmesine katkıda bulunabilir. Tedavi sürecinde aile üyelerine nasıl destek olabilecekleri de anlatılır.
Günlük hayatta kaygıyı azaltan alışkanlıklar
- Kafeini, özellikle öğleden sonra, azaltmak
- Haftanın çoğu günü en az yarım saat tempolu yürüyüş
- Endişeleri gün boyu dağıtmak yerine günde on beş dakikalık bir "endişe zamanı"na ertelemek
- Diyafram nefesi ve kas gevşetme egzersizlerini düzenli çalışmak
- Yatmadan önce ekranı kapatıp sabit bir uyku saati belirlemek
- Kaçınılan durumlara küçük adımlarla yeniden yaklaşmak
Ne zaman acele etmeli?
Kaygıya eşlik eden yoğun umutsuzluk, kendine zarar verme düşünceleri ya da alkol ve sakinleştirici kullanımında artış varsa beklemeden bir hekime başvurulmalıdır.
Sık sorulanlar
Anksiyete bozukluğu tamamen geçer mi?
Pek çok kişi tedaviyle belirtilerin büyük ölçüde azaldığını ve günlük hayatına rahatça devam ettiğini görür; stresli dönemlerde belirtiler hafifçe geri gelebilir, öğrenilen beceriler bu dönemleri yönetmeye yardımcı olur.
Sakinleştirici kullanmadan tedavi olabilir miyim?
Evet. Uzun vadeli tedavide sakinleştiriciler yerine terapi ve bağımlılık riski taşımayan ilaçlar tercih edilir.
Kaygı kalp hastalığı yapar mı?
Kaygı çarpıntı ve göğüs sıkışması yapabilir; yine de bu yakınmalarda önce kalple ilgili bir neden olup olmadığına bakılması gerekir.




